30 Mayıs 2015 Cumartesi

Yöntem Üzerine

Yöntem Üzerine

(yöntem üzerine) 1. başlangıç

eğer amacımız gevezelik ve birbirimizi sonsuz, aptalca bir şekilde onaylayıp önyargılarımızı, kızgınlıklarımızı okşamak değilse, cidden konuşulacaksa -ki bir konuşmayı ciddi yapan şey söylenen sözlerin sorumluluğunun üstlenilmesidir - işte ioanna kuçuradi'nin yetmişli yıllarda yaptığı mühim bir çalışma [etik, felsefe kurumu yay.]...
etiğin ne olduğu ve değerlendirme nasıl yapılır, bu soruşturuluyor...

(yöntem üzerine) 2. 

esasında bizdeki en iyi çalışmalar yöntem üzerine konuşmaktan öteye geçmiyor zorunlu olarak böyle bu. neyse bu başka bahis. ama fuat sezgin'in beş ciltlik eserinin giriş bölümünden öğrenilecek en önemli şey: 8. asırda müslümanlar büyük bir heyecan, merak ve hürmetle yunan felsefesinin, önceki kültürlerin öğrencileri oldular ve sonuç olarak görkemli bir başarı elde ettiler en az beş asır süren. batı medeniyetinin yeni ve farklı bir biçimde orta çıkması sonucu oluşan birikim karşısında elbette koşullar aynı olmamakla beraber heyecanlı, meraklı ve hürmetli öğrenciler olmayı başaramadık ancak böylesi bir ruhla sonuç alınabilir kanaatindeyim. düşünce dürüstlük ve soğukkanlılıkla elde edilir.

(yöntem üzerine) 3. düşünmenin önündeki engeller

hayal kişisel ve özel olduğu kadar da yasa dışıdır. ince derimizden aldığımız yaralara ilaç olsun diye yaptıklarımız düşünce değil hayal doğurur. aklın açtığı hiçbir yara yoktur - hayal yaralar. (ayrıntılar sonra)
bizde, evden ayrılıp eve dönenlerden söz edilir; şu doğuyu ve batıyı bilenler için. nasıl da tatmin etmekten uzak sözleri... ortaya bir şey koymuş da değiller, çünkü evini gerçekten terk eden yok. gerçek yolculukların menzili olmaz. bu deryanın kıyısı yok, korkaklar gelmesin.
tehlike şudur: yarı yolda kalmış mistik ruh hastasıdır, yarı yolda kalmış filozofa ise entelektüel denir. şimdi bunlardan ne çok var.

(yöntem üzerine) 4. dürüstlük, hürmet ve ciddiyet

her filozof erdemli ve iffetlidir [ibn miskeveyh, tezhibü'l ahlak]
"hakbilirliğin gereği olarak bize düşen, hakikî ve ciddi konularda kendilerinden büyük ölçüde yararlandıklarımız şöyle dursun, basit ve küçük ölçüde yararlandıklarımızı dahi karalamamaktır. her ne kadar bazı gerçekleri görememişlerse de bize intikal eden düşünce ürünleriyle onlar, bizim atamız ve ortağımız sayılırlar. o ürünler bize, onların hakikatine eremedikleri birçok bilgiye ulaşmak için yol ve bir araç olmuştur. özellikle şu husus bizce ve dilimizi konuşmayan bizden önceki seçkin felsefecilerce çok iyi bilinmektedir ki, ne bir kişi ne de bir topluluk kendi çabasıyla gerçeği tam olarak kuşatabilmiştir. "
"nereden gelirse gelsin, isterse bize uzak ve karşıt milletlerden gelsin, gerçeğin güzelliğini benimsemekten ve ona sahip olmaktan utanmamalıyız. çünkü gerçeği arayan için "gerçek"ten daha değerli bir şey yoktur. o kimse gerçeği eksik görmez ve onu söyleyeni ve getireni küçümsemez. hiç kimse gerçeği küçümsemez, tersine herkes ondan şeref duyar."
[kindî, felsefî risâleler, klasik yay. s. 127/129]


(yöntem üzerine) 5. çağının ve takvimlerin dışında

şimdi yaptıklarımızın alkışa ihtiyacı yok, yaptığımızdan aldığımız doygunluk yeter. yetmiyorsa hata içindeyiz.
şu bitmeyen eleştiri ve eleştirinin de eleştirisi, üstelik tüm hakikat vurgusu "mutsuz hassasiyet" yani sıradanlığın artistik biçimi - işte uzak durulması gereken.
ya çok iyisini yapmalı yahut susmalı. konuşmayı öğreninceye kadar susmasını bilememiş bu çağın dışındayız dostum, takvimlerin de öyle.

(yöntem üzerine) 6. en zor olan / sarp yokuş ve budalalığın küstahlığı

en büyük bela şudur: iyi ile kötünün başına aynı şey gelir. 
karakteri zayıf olanlar içlerindeki en değerli "şey"i yok etme, bir tarafa bırakma gereği duyarlar. her günkü telaşta tanımlanmış "mutluluk" ve "özgürlük" içinde, özgür ve mutlu olmak arzusunda devinirler. yanlış yerde aranan mutluluk nasıl da gürültülü nasıl da alkışa susamıştır.
orta yerde duran, herkesin üstüne basarak sıçradığı taşların aldatıcı parlaklığı ve sıradanlığın çirkin kabalığı yılgınlık getirir.
değersiz olana değer vermemek ve erdemde derinleşmek sarp yokuştur.
sadece yeterince aptal olanlar iyiyi, erdemi ve yüce mutluluğu duyduğunda yaşamın elinden çekilip alındığını hisseder... okuması asla ciddi, düşüncesi kesinlikle derin olmayanların sahte acılar içinde ve biçimsiz hayaller eşliğinde debelendiğini görüp de bir adım ötesine geçmez. sokakta dar kafalılık sürüp gider - eksilerek yaşamaktır bu.


(yöntem üzerine) 7.

a. hakikati/gerçeği korumak için alışkanlıklarımızdan ve kimi zaman da eskilerin yolundan kurtulmamız gerekir. [ilkinde hazdan ikincisinde ufuksuzluktan dolayı yanılgıya sürükleniriz. sorular değişmiş ve cevaplar aynı kalmışsa mesela...]
buna değer mi? çünkü "gerçek" dışta olan bir şeyse onu elde etmenin olanağı yoktur olsa bile bana ait olmayanı neden elde edeyim. demek ki gerçek denilen şey ya da hakikat yalnızca ben'im/ben'de. tüm doğa neyse o olmak yolundadır. ve bu gerçeğin kendisidir. insan da neyse o olduğunda gerçeğe kavuşur. kendiyle dopdolu olur.
b. insanın işi ne?
fakat geceyi ve gündüzü bilmeyenle konuşamazsın...güzelle ve ölümle karşılaşmayanla da...
c. peki katlanılmaz olanı katlanılır yapan nedir?
- sevgi 
- aklın koyduğu mesafe
- hayal'in süslemesi
bunları başka yerde konuşuruz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder