Yöntem Üzerine
(yöntem üzerine) 1. başlangıç
eğer amacımız gevezelik ve birbirimizi sonsuz, aptalca
bir şekilde onaylayıp önyargılarımızı, kızgınlıklarımızı okşamak değilse,
cidden konuşulacaksa -ki bir konuşmayı ciddi yapan şey söylenen sözlerin
sorumluluğunun üstlenilmesidir - işte ioanna
kuçuradi'nin yetmişli yıllarda yaptığı mühim bir çalışma [etik, felsefe kurumu yay.]...
etiğin ne olduğu ve değerlendirme
nasıl yapılır, bu soruşturuluyor...
(yöntem üzerine) 2.
esasında bizdeki
en iyi çalışmalar yöntem üzerine konuşmaktan öteye geçmiyor zorunlu olarak
böyle bu. neyse bu başka bahis. ama fuat
sezgin'in beş ciltlik eserinin giriş bölümünden öğrenilecek en önemli şey:
8. asırda müslümanlar büyük bir heyecan, merak ve hürmetle yunan felsefesinin,
önceki kültürlerin öğrencileri oldular ve sonuç olarak görkemli bir başarı elde
ettiler en az beş asır süren. batı medeniyetinin yeni ve farklı bir biçimde
orta çıkması sonucu oluşan birikim karşısında elbette koşullar aynı olmamakla
beraber heyecanlı, meraklı ve hürmetli öğrenciler olmayı başaramadık ancak
böylesi bir ruhla sonuç alınabilir kanaatindeyim. düşünce dürüstlük ve
soğukkanlılıkla elde edilir.
(yöntem üzerine) 3. düşünmenin
önündeki engeller
hayal kişisel ve özel olduğu kadar da yasa dışıdır.
ince derimizden aldığımız yaralara ilaç olsun diye yaptıklarımız düşünce değil
hayal doğurur. aklın açtığı hiçbir yara yoktur - hayal yaralar. (ayrıntılar
sonra)
bizde, evden ayrılıp eve dönenlerden söz edilir; şu
doğuyu ve batıyı bilenler için. nasıl da tatmin etmekten uzak sözleri... ortaya
bir şey koymuş da değiller, çünkü evini gerçekten terk eden yok. gerçek
yolculukların menzili olmaz. bu deryanın kıyısı yok, korkaklar
gelmesin.
tehlike şudur: yarı yolda kalmış mistik ruh
hastasıdır, yarı yolda kalmış filozofa ise entelektüel denir. şimdi bunlardan
ne çok var.
(yöntem üzerine) 4. dürüstlük,
hürmet ve ciddiyet
her filozof erdemli ve iffetlidir [ibn miskeveyh,
tezhibü'l ahlak]
"hakbilirliğin gereği olarak bize düşen, hakikî
ve ciddi konularda kendilerinden büyük ölçüde yararlandıklarımız şöyle dursun,
basit ve küçük ölçüde yararlandıklarımızı dahi karalamamaktır. her ne kadar
bazı gerçekleri görememişlerse de bize intikal eden düşünce ürünleriyle onlar,
bizim atamız ve ortağımız sayılırlar. o ürünler bize, onların hakikatine
eremedikleri birçok bilgiye ulaşmak için yol ve bir
araç olmuştur. özellikle şu husus bizce ve dilimizi konuşmayan bizden önceki
seçkin felsefecilerce çok iyi bilinmektedir ki, ne bir kişi ne de bir topluluk
kendi çabasıyla gerçeği tam olarak kuşatabilmiştir. "
"nereden gelirse gelsin, isterse bize uzak ve
karşıt milletlerden gelsin, gerçeğin güzelliğini benimsemekten ve ona sahip
olmaktan utanmamalıyız. çünkü gerçeği arayan için "gerçek"ten daha
değerli bir şey yoktur. o kimse gerçeği eksik görmez ve onu söyleyeni ve
getireni küçümsemez. hiç kimse gerçeği küçümsemez, tersine herkes ondan şeref
duyar."
[kindî, felsefî risâleler, klasik yay. s. 127/129]
(yöntem üzerine) 5. çağının ve
takvimlerin dışında
şimdi yaptıklarımızın alkışa ihtiyacı yok,
yaptığımızdan aldığımız doygunluk yeter. yetmiyorsa hata içindeyiz.
şu bitmeyen eleştiri ve eleştirinin de eleştirisi,
üstelik tüm hakikat vurgusu "mutsuz hassasiyet" yani sıradanlığın
artistik biçimi - işte uzak durulması gereken.
ya çok iyisini yapmalı yahut susmalı. konuşmayı
öğreninceye kadar susmasını bilememiş bu çağın dışındayız dostum, takvimlerin
de öyle.
(yöntem üzerine) 6. en zor olan /
sarp yokuş ve budalalığın küstahlığı
en büyük bela şudur: iyi ile kötünün başına aynı şey
gelir.
karakteri zayıf olanlar içlerindeki en değerli "şey"i yok etme, bir tarafa bırakma gereği duyarlar. her günkü telaşta tanımlanmış "mutluluk" ve "özgürlük" içinde, özgür ve mutlu olmak arzusunda devinirler. yanlış yerde aranan mutluluk nasıl da gürültülü nasıl da alkışa susamıştır.
karakteri zayıf olanlar içlerindeki en değerli "şey"i yok etme, bir tarafa bırakma gereği duyarlar. her günkü telaşta tanımlanmış "mutluluk" ve "özgürlük" içinde, özgür ve mutlu olmak arzusunda devinirler. yanlış yerde aranan mutluluk nasıl da gürültülü nasıl da alkışa susamıştır.
orta yerde duran, herkesin üstüne basarak sıçradığı
taşların aldatıcı parlaklığı ve sıradanlığın çirkin kabalığı yılgınlık getirir.
değersiz olana değer vermemek ve erdemde derinleşmek
sarp yokuştur.
sadece yeterince aptal olanlar iyiyi, erdemi ve yüce
mutluluğu duyduğunda yaşamın elinden çekilip alındığını hisseder... okuması
asla ciddi, düşüncesi kesinlikle derin olmayanların sahte acılar içinde ve
biçimsiz hayaller eşliğinde debelendiğini görüp de bir adım ötesine geçmez.
sokakta dar kafalılık sürüp gider - eksilerek yaşamaktır bu.
a. hakikati/gerçeği korumak için alışkanlıklarımızdan
ve kimi zaman da eskilerin yolundan kurtulmamız gerekir. [ilkinde hazdan
ikincisinde ufuksuzluktan dolayı yanılgıya sürükleniriz. sorular değişmiş ve
cevaplar aynı kalmışsa mesela...]
buna değer mi? çünkü "gerçek" dışta olan bir
şeyse onu elde etmenin olanağı yoktur olsa bile bana ait olmayanı neden elde
edeyim. demek ki gerçek denilen şey ya da hakikat yalnızca ben'im/ben'de. tüm
doğa neyse o olmak yolundadır. ve bu gerçeğin
kendisidir. insan da neyse o olduğunda gerçeğe kavuşur. kendiyle dopdolu olur.
b. insanın işi ne?
fakat geceyi ve gündüzü bilmeyenle
konuşamazsın...güzelle ve ölümle karşılaşmayanla da...
c. peki katlanılmaz olanı katlanılır yapan nedir?
- sevgi
- aklın koyduğu mesafe
- hayal'in süslemesi
- aklın koyduğu mesafe
- hayal'in süslemesi
bunları başka yerde konuşuruz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder