28 Mart 2016 Pazartesi

diyaloglar


diyaloglar 

(bir adam bir kadın)

kadın: çok sıkıldım..
adam: gene mi?
kadın: hep aynı şeyler, çok sıkıcı.
adam: ama sen herkese aynı şeyleri anlatıyor, herkesle aynı şeyleri yapıyorsun, belki sıkıcı olan sensin...
kadın: bu neyi değiştirir, işte gidiyorum…hiç olmazsa yeni insanlarla...
adam: sen bilirsin, böyle mutlu oluyorsan...
kadın: elbette, daha çok mutlu olmak için... kendimi böyle iyi hissediyorum...
adam: geri dönmeyeceksin, değil mi?
kadın: evet, asla...yola çıkınca devam etmeli...
adam: bir gün eğer bir sebeple dönersen ben de olmayacağım...
kadın: iyi... sen de yoluna devam et ve asla dönüp ardına bakma
adam: nasıl da neşeli ve güçlü görünüyorsun, bir süre sonra insan kuşku duymaya başlıyor...
kadın: ama gerçekten öyle, mutluyum...
adam: inanmadığın tanrı seni korusun... yolun açık olsun
kadın: gene de bazen korktuğum ve endişelendiğim oluyor... bundan kime ne? gidilecek... gidilecek...
adam: işte bak şimdi sesin titriyor, duygulu oldu sözün ve neden ağlıyorsun, mutlu değil misin?
kadın: her zaman emin değilim... geliyor ve geçiyor, tüm sevinç nöbetleri gibi...
adam: zaten kadın dediğin, ping-pong masası - varla yok arası... köpük...
kadın: hayır, ping-pong topu: gider ve gelir, gider ve gelir... sen nereden bileceksin kadın olmanın zorluğunu - şapşal şey!
(kadın: hayret, nasıl oldu da son sözü erkeğe söyletmediler...)
adam: sana acıdıklarından...
kadın: ne dokunaklı ne de acıklı benim durumum... işinize bakın!


* * * 

kadın: benden ne istiyorsun, anlamıyorum.
adam: bir kahvenin kaç yıllık hatırı var?
kadın: ne yani buraya kırk yıl gelip gitmemi mi istiyorsun?
adam: hayır, sadece gelmeni....

* * * 
…
(herkes ve hiç kimse için)
- sıradan insanlara ve yaşama imrendiğin, böcek gibi yaşamak istediğin olmuyor mu?
- evet, oluyor bu. arada sırada ve yorgunken. şimdi çölüme kendi yoluma gidiyorum; herkesin sarnıcını kullanmamak için... [yalnızlıklar da farklı farklıdır]

 * * * 

(gerçeği söylememek üzerine)

"... kendi aldanışları içinde yüreklendirilmek için çok yaşlı."
+ona neden doğruyu söylemiyorsun?
-bu onu üzmez mi? 
+üzecektir, belki her şeyden daha çok fakat gönül rahatlığı aldanmayı bırakınca gelir.
- öyleyse hadi söyle gerçeği.
+hayır, senin söylemen daha doğru olur.
-peki, şunu da söyle bana: bizi illa bunu söylemeye iten nedir?
+o da bizim aldanışımız!

* * *  

adam: neyin peşinde olduğunu biliyorum (durum zor) ve dikkat et kendini küçük düşürme...onu görünce salyalı dişi bir kancığa dönüyorsun.
kadın: be-be-ben mi? ne münasebet....
adam: en güçsüz silah - inkar... seni yüreklendirmek isterdim.
kadın: öyleyse gerçeği söyle...
adam: yaklaş!

 * * * 

A - kadın akılsızlığının erkek de zaafının cezasını çeker. öyleyse akıl ve irade: aşk için kalıcı olan için... üç kere amin
B - bunun sonu mantık evliliğiyle bitiyor ama
A - ooooooooo - o halde sıkıntılı. bir ilave daha yapmalı ve çok eski bir mesele olduğu da ortaya çıkmalı. tamam buna çalışayım - fakat bir mesele olduğu için çözümsüz de kalmalı
B - evet ama acıyı en aza indirgemiş olursun. bir de neden hep akılsızlık kadınlarda gözlenir
A - bu böyle bence ve şundan dolayı: hayal güçleri daha işlek ve daha duyarlılar ve daha fazla acı çekiyorlar ve bu duygularının da dalgalanmasına sebep oluyor
B - bu duygu karmaşası erkeklerde olsa ortalık sanattan geçilmezdi
A - kesinlikle - kadınlar mukayeseli yaşıyorlar ve her zaman rahatsız edici bir durum yakalıyorlar ve tanrı bizi sanatın fazlalığından koruyor, özellikle türkleri...

* * * 

(karşılaşmalar)

+ tehlikeli karşılaşmalardan sağ çıkmak için hayalle işin olmasın!
- iyi de bu tehlikeyi nasıl sezdim sanıyorsun, hayalle...
+ fakat hayalin daha güzel ve daha tehlikeli yaptığı işlerde aklı gevşeten bir "şey" var.
- hayal daima bunu yapar - gevşeterek çözer
(hadi bana gerçeği söyle, hiç dua etmiyor musun?)
("dua cahillerin işidir" bunu duymadın mı yahut yazgıya inancın yok mu?)

* * * 
kraliçe felsefe ve şiirin perisi...

kraliçe, periyi; sahte bir dinlence ve hastalığa alıştıran zevklerin sahibi olmakla suçluyor. her günkü aldanışın süsüsün sen, diyor.
peri, nasıl kavranacağını bilmiyor olup biten ve var olan her şeyin. üstelik çok da sıkılıyor, korkuyor.
hazırlıksız böyle nereye gidiyorsun, diye soruyor kraliçe.
"acılar" diyor peri "onlara tutunuyorum."
- peki, ya gerçekten hiç acı duymamışsan"
+bu daha da üzer ya da belki budur bildiğim
-her şey sende bir mazeret kılığına bürünebilir
+seni böyle kendinden emin kılan nedir?

-seni tanımak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder